Belki bir gün beni yazabildiğim kadarıyla seversin, başkasının yazılarından aldıklarını bana değil de kendi duygularını bana gösterirsin.. O zamana kadar hoşçakalın kelebekler, ve hoşgeldin mide bulantım..
--Yol devam ediyor. Uyumak istiyorum, ama uyanık olup yoluda izlemek istiyorum. İkisinide adam gibi beceremiyorum. Otobüsteki okuma lambasının ışığı, yazmak istediklerimi benden çalıyor. Işığı kapatıyorum; aklımdan geçenleri yazmak için açıyorum tekrar ama aklımdakiler ışıktan korkup kaçıyorlar. Aslında tam olarak anlamadım: ışıktan mı kaçıyorlar yoksa benim onları farketmemden mi? Sanırım kafamın içindekiler benden kaçıyorlar, bende ışığı bahane ediyorum kendime..
31.05.2009, İzmir - İstanbul yolculuğu sırasında..
Elimde onbinin üzerinde şarkı var ama yinede bana hep aynı şeyleri dinliyormuşum gibi geliyor, eve giderken hep aynı yolu kullanıyorum, hep aynı şeyleri yiyiyormuşum gibi geliyor, hep aynı şekilde yatıyorum, hep aynı insanlarla görüşüyorum... Hayatım sabitlendi! Tekrardan diferansiyeller girsin istiyorum hayatıma; standart olarak saptırın beni...!
"Offfff" dedin sadece, offff!!!
İnsanlar artık sadece teşekkür ediyorlar. Empati sadece kavram. Hiç kimse, kimsenin ne hissettiğini, ne bekledigini önemsemeden - ama önemsermiş gibi yaparak - yaşıyor.
Kırılmak sadece egoist bir düşünceden ibaret oldu.
Yoksa sen kırmıyorsun kimseyi. Zaten gercekten kırsan da, önemsemiyosun artık. Aksi takdirde böyle olur muydu hayat?
Evet doğru, hepsi doğru. Ama yeter, ben herşeyi yaptım. Sıra artık sende. Hepiniz gibi sen de hep bekledin. ben ise hepinizi dürtüp harekete geçiren oldum. Benim de artık dürtülmeye ihtiyacım var. Buraya kadar...